(The content could be read in English, as well - at the bottom of the page.) 

Makarna üzerindeki fotoğrafını paylaşamadan bitti, evdeki minikler bu köftenin canavarı oldu adeta. 

Malzemeler:
Mini köfte (250 gr kıyma, 1 ufak soğan rendesi, çekilmiş ekmek, 1 ufak yumurta, tuz, karabiber, kekik, kimyon) 
Domates rendesi
2-3 yemek kaşığı zeytinyağı
Tuz 
Karabiber

Normalde çorbanın içine atılabilecek kadar minik olan köftelerin 1/4'ünü hafif zeytinyağında önce kızartıp, ardından rendelenmiş domates sosu ile pişiriyorum, hafifçe tuz karabiber eklemek yeterli. 

En güzeli, köfteleri önceden yapıp buzluğa atabilme kısmı bence. Köfteler birbirine yapışmasın diye üzerine buzdolabı poşeti koyduğum kesme tahtasına sıralıyorum birer birer, üzerinde bir buzdolabı poşeti daha oluyor tabi. Donduklarında hepsi birlikte tek bir poşete gidiyor, kesme tahtası da buzluktan kurtuluyor. 

Bir de, domatesli köfteleri sade makarna üzeri mantı usülü biraz yoğurt yatağında servis edin :) Siz fotoğraf çekmeye fırsat bulursanız benimle paylaşın :)

--

This was well eaten before I could take even one picture over macaroni. Little ones at home ate like monsters :)

Ingredients:
Little meatballs (250 gr minced meat, 1 little onion -grated, milled stale bread (enough for a solid feeling to make meatballs), 1 small sized egg, salt, pepper, 1/4 teaspoon cumin, 1 teaspoon thyme)
Grated tomatoes
2-3 tablespoon olive oil
Salt, pepper

Fry 1/4 meatballs in the olive oil. These meatballs are so small that you could normally serve them in a soup. When they are well fried, cook them in grated tomato. Add a little salt and pepper. 

The best part is that you could deep freeze these meatballs. Just put them next to each other on a chopping board covered with a strech. When frozen, you may put them in a freezer bag, they will not stick onto each other. 

At the end, put some yogurt on plain cooked macaroni and place the tomato sauced little meatballs on the top :) Share a pic with me if you could take one :)






 (The content could be read in English, as well - at the bottom of the page.) 

Fotoğraf kaynak/Photo resource: www.socialmediatoday.com

Blog yazmayı seviyorum. Bir nevi tarihe not düşmek, günlük yazmak, sonra zaman geçtikçe geri dönüp geçtiğin yolları görebileceğin bir andıç gibi... İsteyen okur, isteyen arayıp bulur, ihtiyacı olan bir şeyler alır, istemeyen bakmaz. 

Ama "dijital yeteneğin kadar varsın" çağına, sosyal medyaya bulanmış hayatlara, hızla akan timeline'larda sönüp giden, kaybolan fotoğraf kareleri ve altında bir iki kelime ile, bolca hashtag'e ısınamadım. Tek amaç, bol hastag ile daha fazla insana ulaşmak, hayatını normalde hiç ilgisi olmayacak, normalde yanyana gelsen iki kelam edemeyeceğin insana bütün özeliyle açmaksa, bu bana "doğal" gelmiyor. Evinin salonunu, içtiğin kahveyi, yaşadığın anı daha, daha da ve daha da çekici bir fotoğraf karesi haline getirebilmek için, belki o kahveyi soğutarak, yanındaki dostunla edeceğin iki kelamdan çalarak, kahvenin yanına bir de çiçek koyayım, ışık da şuradan gelsin diyerek içmek bana göre değil. En güzel fotoğraf karesi bile, bir anı sımsıcak yaşayarak hafızana kazımak ve o anın sadece orada olduğunu bilerek yaşamak kadar haz veremez insana. Onu ancak hatırladığında gözünün önüne gelir, anlatmak için sosyal medyada paylaşmak değil, kelimelere dökerek, yanındakinin, kıymet verdiğin ve anını birlikte geçirdiğin kişi kimse, ona tasvirlemen gerekir. O heyecanla anlatman, ve eğer o heyecanla anlatılabilecek kadar kıymetliyse, yanındaki kişinin kafasında da o görüntüyü yaratman, heyecanını bulaştırmandır bence kıymetli olan.

İşte bu yüzden sosyal medyada birbirine benzeyen görüntüleri değil de, el yapımı, ev yapımı, sıcacık, içten sohbetlerin eşlik ettiği ılık rüzgarı, yanındakinden elindeki telefon nedeniyle kopmadığın gerçek anları, zamanı yavaşlatan güzel dokuları ve tatları seviyorum. Dünyanın tersine gitmek belki zamanı biraz daha yavaşlatır umuduyla :)

--


I like writing blogs. It is sort of leaving a note to the history, writing a diary, making a sign that you may turn back and look back where you have come from. The person who seeks will find, the one who needs to read may read.

But, I am not keen on social media lives which have the assumption "you are as much as your digital talent", these photos are very good to look at, but they are fading away so quickly that reminds each and every single moment how fast life is. The only objective is to write more hashtags so that more people are attracted into the world, the house, the living room, the coffee that you drink, your child, your moment is shared with more people you would not normally speak to, or would not allow entrance into your own special world or house. This is not "natural" to me, to find a better light, create a better shoot of the moment, trying to digitize this better than it normally is. Your coffee is not hot any more and the time is lost for the sake of the photo that could have been spent with a warm chat. The best shoot cannot give the same joy that is held through remembering a very special moment as a good memory scraped into your brain. That brings in the smell, the wind, that special moment with sounds into the memory, and it is alive. The joy you have through remembering this could only be shared with the one sitting next to you, which is the very important person of that moment. The value is this spreading joy of gathered memories. The moments that are really lived thoroughly. 

That is why I do not actually like the similar shoots in social media, but the hand made, home made, warm and natural, warm wind accompanying the chats, the real moments when you really are there without the phone disturbing you, the tastes and textures that slows down the time. Perhaps, going against the world's trends would slow it down a little more :)


(Ingredients and recipe could be read in English, as well - at the bottom of the page.) 

Mevsim bahar olunca benim aklıma tazecik çileklerle, alındığı gün bir pasta yapmak düşüyor hemen... Bu seferki oldukça hızlı, hazır malzemelerle yapılan bir pasta. O yüzden yapmak 15 dakikayı alıyor en fazla, tadı oldukça hafif ve güzel, ama tabi ki ev yapımı pandispanya ile yapılan pastanın yeri başka. Yine de vakit darken denenecek tarifler arasında ilk sıralarda yer almalı bence...

Malzemeler: 
Hazır pandispanya
Dolgu kreması (Dr. Oetker)
Krema (Tikveşli) 
Yarım su bardağı süt
250 gr taze çilek

Pandispanyayı bir yemek kaşığı yardımıyla sütle ıslatın. Dolgu kremasını sütle çırparak tarife göre hazırlayın. İçerisine kremayı da ekleyip kıvam alana kadar çırpın. Pandispanyanın arasına krema ile dolgu kreması karışımını sürün, çilekleri enine keserek dizin ve pandispanyanın diğer katını da aynı şekilde süt ile ıslatarak kremanın geri kalanını sürün. Üzerini çilek, çikolata parçaları ve pudra şekeri ile süsleyin. Çilek miktarını isteğinize göre arttırabilirsiniz. 

---

When spring comes, a strawberry cake must be done with the fresh strawberries from the market. This one is made from ready to go ingredients and therefore could be done within 15 minutes. Of course, this will not replace a cake made from scratch, but, when you do not have much time, that cake should be at the top of your list. 

Ingredients: 
Ready sponge cake
Cake cream (ready to make - I used Dr. Oetker)
Heavy cream (Approximately 1 cup) 
1/3 cup milk
250 gr strawberries

Put some milk on the cake with a tablespoon. Prepare the cake cream with milk and add heavy cream in that one, too. Mix with high speed until the mixture is thickened. Wipe the cake with the mixture and then put the strawberries in the middle and at the top. Add confectioner's sugar at the top. You may increase the amount of strawberries if you like to. 





Gerçekten çok güzeldi, tertemiz, gerçekten iyi bakılmış 140 yıllık bir Rum evi... Mis gibi sabun kokuyordu her yan...

It was really beautiful, it is a very well looked after Greek House of 140 years. All around was full of soap smell.
Beyazla mavinin bu tonunun bu kadar yakışabileceğini düşünemezdim...

Never thought of how white would be good with that tone of blue...



Kitabını alıp bir köşeye çekilmek için harika mekan...

It is a magnificent place to get a book and cuddle...





Sonra kahvaltısı gayet minimalist, az ama öz. Öyle binbir çeşide boğulmadan, sakin ve lezzetli bir kahvaltı... Personeli inanılmaz güler yüzlü... Bahçe inanılmaz sakin, sadece kuş sesleri...

Breakfast is minimalist, few choices, but all of them are delicious. Staff is smiling. The garden is quiet, birds are shuttering the silence.

Bir de hep yanımızda olan tatlı Pan...

..and Pan, who was always with us...

Yeniden gelme isteği ile ayrıldık Taş Otel'den.

Leaving Taş Otel with a will to come back...



(Ingredients and recipe could be read in English, as well - at the bottom of the page.) 


Alaçatı Taş Otel'de geçen yaz yemiştim ve tadı damağımda kalmıştı bu kekin. Bu sene kaldığımda, yatağın üzerinde Taş Otel Kek Kitabı olduğunu görünce çok sevindim. Kitabın içinde Taş Otel'in o güzel bahçesinde ikram ettikleri limonatanın tarifi dahil, pek çok tarif var. İlk denememi limonlu kek ile yapmak istedim. İyi ki de denemişim, tadı damağımda kalan lezzetin aynısını evde de yapabilmek harika!

Tarif oldukça ekşi, çünkü ben limon miktarını biraz daha arttırdım. Siz biraz azaltabilirsiniz, bence daha ekşi olması çok lezzetli bir sonuç veriyor. Limonlu kek sevmem diyenler bile pek dayanamadı :) Ben ölçüler yarısı ile yaptım, siz iki katı malzeme kullanabilirsiniz.

Malzemeler: 

Kek için: 
150 gr. şeker150 gr. tereyağı3 yumurta sarısı3 yumurta beyazı4 yemek kaşığı limon suyu2 yemek kaşığı limon kabuğu rendesi150 gr. unYarım paket kabartma tozu

Fırından çıkınca dökmek için: yarım limonun suyu

Üzeri için: 150 gr. pudra şekeri, 1/2 limonun suyu, 1 yemek kaşığı limon kabuğu rendesi

Şeker ile tereyağını krema kıvamına gelinceye kadar mikserde çırpın. Yumurta sarılarını teker teker ekleyip çırpın. Limon suyu, limon kabuğu rendesi, kabartma tozu ve unu ekleyin. 

Ayrı bir kapta yumurta aklarını mikserle krema kıvamına gelene kadar çırpın. Spatula ile ilk karışıma katlayarak yedirin. Eğer çırparsanız, yumurta aklarını çırparak elde ettiğiniz havayı söndürürsünüz ve kekinizin kıvamı istediğiniz kadar güzel olmaz. 

Katlayarak yedirme işlemini aşağıdaki videodan da izleyebilirsiniz: 



170 derecede, yağladığınız pişirme kabında, pişirdiğiniz keke batırdığınız kürdan temiz çıkacak şekilde pişirin. 

Fırından çıkınca yarım limonun suyunu çatalla deldiğiniz kekin üzerine dökün. Kek ılıdığında (ben üzerine sürülecek karışımı sıcakken döktüm, bence öyle de güzel oluyor), pudra şekeri, limon suyu ve limon kabuğu rendesi karışımını mikserle çırpıp, üzerine sürerek servis edebilirsiniz. 


I ate this mouthwatering  last summer in Taş Hotel of Alaçatı. This year, when I stayed at the hotel, I saw Taş Hotel Cake Book on bed. I was so happy to be able to try the recipe at home. The book includes many recipes including the lemonade served at the gorgeous garden. When I got back home, I immediately tried this lemon cake, great to cook the same delicious cake at home, too. 

The recipe results in real tart cake, because I increased the amount of lemon juice used. I believe tartness increases the taste. People who do not like lemon cake adored this! You may double the ingredients. 

Ingredients: 

Cake: 
150 gr. sugar150 gr. butter3 egg yolks3 egg whites4 tablespoon lemon juice 
tablespoonlemon zest 
150 gr. flour
2 teaspoon baking soda 

After the oven: pour juice of half lemon 

Glaze: 
150 gr. confectioner's sugar
Juice of 1/2 lemon
1 tablespoon lemon zest 


Mix sugar and butter until creamy. Add egg yolks one by one and continue mixing. Add lemon juice, lemon zest, baking soda and flour.

Mix egg whites in another cup. Fold into the mixture through a silicon spatula or a wooden spoon without mixing since that will result in less air bubbles in the cake mixture (which will yield a cake not risen properly during baking). Bake in 170oC oven on a baking sheet until a clean knife comes out clean from the cake. 

Folding the mixture into the cake, could also be seen here: 



When the cake is out of oven, hole with a fork and pour the lemon juice. When warm (I poured glaze when hot, I could not wait any more and I think it is OK like that as well), mix confectioner's sugar with lemon juice and lemon zest and pour onto the cake before serving. 




(Ingredients and recipe could be read in English, as well - at the bottom of the page.)

Kahvaltıda Anne Ekmeği... Hani sabah uyandığında mutfaktan mis gibi bir koku gelir ya, uykulu gözlerle mutfağa gittiğinde fırında peynirli yumurtalı ekmek yapıldığını görürsün. Ekmek çıtır çıtır olmuştur, üzerinde de yumurtalı peynirli yumuşacık bir karışım... Hazırlaması çok kolay, malzemeleri her an bulunabilecek türden. 


Malzemeler: 

Pınar beyaz kalıp peynir (2 kibrit kutusu kadar) 
1 yumurta
Maydanoz, dereotu, nane, taze kekik
Bayat ekmek

Malzemeleri çırpın, ekmeklerin üzerine dökün. Fırında işirme kağıdına yerleştirin, üzeri kızarıncaya kadar pişirin ve sıcacık servis edin. 


---

Mum's bread for breakfast. You wake up and beautiful smells come out of kitchen. Your mum has cooked these breads with eggs and cheese in oven. Very simple, yet delicious... Bread is crispy, the mixture on top is fluffy. Easy to prepare, ingredients are easy to find. 

Ingredients: 

Feta cheese (with a size of 2 matchboxes)
1 egg
Parsley, dill, mint, fresh thyme
Stale bread 

Mix ingredients and put on top of bread. On a baking sheet, put into the oven and cook until going red. 




Bu yazıyı da Deniz bir yaşındayken yazmışım, bugün onun 6 yaşında olduğuna inanamam dışında, duygu ve düşüncelerim hala aynı..

---

Deniz'in böyle kucağımda durduğuna inanamıyorum! Daha dün gibi hamile olduğumu öğrendiğim gün, mide bulantılarım, sabah ofise mor gözlerle gidişim, kocaman karnım, onun üzerine kumanda koyuşum, sevdiceğimin yanına oturup, güzel müzikler dinleyişim. Biz müzik dinlerken, Deniz'in içerden karnımı okşaması, müziğe ritm tutması...

Sonra ilk günler... Onu kucağıma aldığımda her yanımın süt kokması, onun kucağımda ufacık bir kedi gibi hafifçe büzülmesi ve uyuyakalması. Sonra uykumdan uyanıp uzun uzun onu seyretmelerim, bu küçük kuzu bizim mi şimdi diye kendi kendime soruşlarım...

Zaman nasıl da geçiyor! Normalde insan anlayamıyor zamanın nasıl hızla geçtiğini. Küçük bir kız değilim ki artık, geçen sene giydiğim kazağın kolları kısalmıyor, her gören "boyun ne kadar uzamış" demiyor. Seneler birbirini kovalıyor, ama insan koşuşturmaktan fark etmiyor. Ama yanında bir bebek olunca öyle mi? Her hafta bir başkası oluyor sanki, duruşu, bakışı değişiyor. "Daha geçen gün kıpırdamadan yatıyordu, şimdi karakteri, sevdikleri, sevmedikleri var, bana kafa tutuyor ara sıra, yeni numaralarını gösteriyor, espri yapmaya çalışıyor..." diyorum kendi kendime. Zaman kendini hatırlatıyor. Ben buradayım, beni unutma diyor...

Bu aralar zaman ellerimin arasından kayıp gidiyormuş gibi hissediyorum. Sanki biri hayatımı videoya çekmiş de, hızlandırılmış bir versiyonunu izliyorum. Deniz çok çabuk büyüyor, onun her anını aklıma kazımaya çalışıyorum, kokusunu içime doya doya çekmeye, bakışlarını hafızaman kaydetmeye... Geçen zamanı sadece o hissettiriyor bana, sadece ona bakarak anlayabiliyorum doğumundan itibaren 1 yıl geçtiğini.

Deniz'le bu fotoğrafımız onun ilk doğum gününde çekildi. Bu fotoğrafa bakarken, onun kocaman bir adam olduğu günleri hayal ediyorum. Lütfen, her şey o zaman da bugün olduğu kadar güzel, rüya gibi olsun. (M.)